“İnsanı yaşamı boyunca yöneten üç temel duygu ve olduğu hal ile olmak istediği hal arasında da üç boşluk bulunur.” Bu söz Franklin Günlük Planlama aracı yaratıcılarından ve Dr. Stephen Covey ile FranklinCovey’in kurucu ortağı olan Hyrum Smith’e ait. “3 Gaps -Are you making a difference?” kitabında hayatımızın enerjisini tüketen stres, memnuniyetsizlik ve ağrının üç temel kök nedenini ele alan Smith; anlamlı, tatmin edici ve etkili bir hayata ulaşmanın perspektifini de üç boşluk olarak adlandırdığı inanç, değer ve zaman kavramları üzerinden tanımlıyor.

Bir piramidin üç basamağı ya da seviyesi arasında değişen üç temel duyguyu da korku, sorumluluk, sevgi olarak tanımlıyor. İlk seviye olan ‘korku’ basamağında yaşamda başına gelen, gelme ihtimali olan ya da hiç ihtimal dahilinde olmayan durumları düşünmenin ya da halihazırda yaşadığın özel ve sosyal ilişkiler içinde, yaptığın işlerde içinde bir korku duygusu hakim ise stres, endişe, memnuniyetsizlik ve çeşitli ağrı durumları baş gösteriyor. Bu da duygusal dayanıklılığı düşürüp kişiyi kırılgan hale getiriyor. Korku kılıfı her şeyi zorunda olduğu için yapma düşüncesi yarattığından da hiçbir şeyden keyif alamama halini ortaya çıkarıyor.

İkinci seviye olan ‘sorumluluk’ duygusu basamağında ise aynı konular için yine benzer sonuçlar ortaya çıkarken, hissedilen olumsuz etki düşmeye başlıyor. Ne zaman ki kişi kendini ‘sevgi’ basamağında buluyor işte o noktada yaşadığı hayattan tatmin duymaya, zorlukları hayat yolunda birer adım ve kilometre taşı olarak görmeye başlıyor. İşte Hyrum Smith’e göre insanın hayatında üç boşluk olarak tanımladığı değer, inanç ve zaman boşluğu kapandığı zaman kendini ‘sevgi’ seviyesinde buluyor. Sevgi seviyesindeki insanların en önemli özelliklerinden biri amaç odaklı bir yaşam. Yaşamda bir ‘neden’i, bir amacı olan bu insanlar ürettikleri katma değere odaklı, kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerini tanımlayabilen, iyi organize olabilen, zaman farkındalığına sahip ve inandığı ile yaşadığı hayat arasında boşluğu kapatmış kişilerden oluşuyor.

Dolayısıyla eğer ihtiyaçlarınızı karşılamayan davranışlar üreten bir inanç sistemine sahip olduğunuzu fark ederseniz, bu dört temel adım ‘inanç’ boşluğunu kapatmaya yardımcı olacaktır.

  1. Kabul Et: Öncelikle hayatınızda ağrı, stres veya kaosa neden olan davranışlarınızın olduğunu kabul etmelisiniz. Ağrı ya da acıyı tanımlamak genellikle ona neden olan davranışı görmekten daha kolaydır. Kabul etmek; esnek düşünce yapısından beslendiği için bunları değiştirmek için farkındalık yolunu açacaktır.
  2. Fark Et & Neden’i Bul: Bu zamana kadar size hizmet etmeyen, olumsuz sonuçlara yol açacak şekilde neden davrandığınızı kendinize sormanız, bu sorunun kökenindeki inancı ve işe yaramayan paradigmayı bulmanıza yardımcı olacaktır.
  3. Alternatif Belirle: Kökenini tespit ettiğiniz, işe yaramayan her bir paradigma karşısına, almak istediğiniz sonuca ve yaşamak istediğiniz hayata hizmet eden bir paradigma, bir düşünce yapısı belirleyin.
  4. Değişimi Başlat: Hayatınızı iyileştirmek için, dünyayı değiştirme düşüncesinden önce kendinizi, bakış açınızı değiştirmenizin sonuç yaratacağı farkındalığı ile harekete geçin, yaşamak istediğiniz hayata yönelik aksiyonları alın.

İnançlar boşluğu kadar önemli ve buna bağlı olan bir diğer konu da değerler boşluğu. İnsanın yaşamında değerler boşluğunun olmaması da özü sözü bir olma, kişisel bütünlükle yaşama halini getiriyor. Hayatına yön veren değerleri, belirleyip bu doğrultuda yaşamak tatmin dolu bir yaşamın kapılarını aralarken bu noktada zaman boşluğunun da önemi kendini gösteriyor. Zaman boşluğu da yapmayı planladıklarımız ve yaptıklarımız arasındaki fark ile ortaya çıkıyor.

Günümüzde ve özellikle içinde bulunduğumuz mevcut koşullarda dijitalleşme hayatımızın merkezinde yerini almış durumda. Artan e-postalara, mesajlar, akıllı telefonlardaki çeşitli uygulamalar ve sosyal medya bildirimleri ile dijital uyaranlara maruz kalma durumu her geçen gün daha çok artarken, zaman boşluğunu kapatabilmenin önemi de dolayısıyla her geçen gün daha çok artıyor. Bu sebeple haftalık ve günlük planlar yapıp öz disiplin ile buna sadık kalmak ne kadar önemli ise inançlar ve değerler boşluğunu kapatarak, ne istediğini, yaşam hedeflerini, misyonunu belirlemiş olmak da zaman boşluğunu kapatmaya yardımcı oluyor.

Amacı ve değerleri belirli bir hayat sağlam bir şekilde günlük hedefleri etkiliyor. Uzun soluklu hedefler ile günlük hayatın arasındaki bağı kurmamızı sağlıyor. Dolayısıyla günlük yapılacak işleri, en önemli öncelikleri sırasıyla belirleyerek bu sırayla bitirdiğimizde de her biten işle birlikte beynin ödül merkezi tetikleniyor ve dopamin salgılanıyor. Bu da bize derin bir oh çektiren mutluluk ve başarı duygusu yaratıyor 🙂

Tüm bunlar gösteriyor ki; hayattaki bu önemli boşlukları yamalar yaparak yaşam kalitesini düşüren geçici çözümler ile dolduranlar değil, kişisel bütünlükle kalıcı ilkeleri hayatında yaşatanlar mutluluk, doyum ve tatmine ulaşıyor.

 

 

Lütfiye Genco

FranklinCovey Türkiye Fasilitatör ve Koç