Tijdmatrix blust brandjes

Merak, Zeka kadar önemli midir?

franklincovey Blog Leave a Comment

Merak nedir?

Türk dil kurumu anlamına bakarak başlayalım isterseniz,

  • Bir şeyi anlamak ya da öğrenmek için duyulan istek; kaygı, tasa, evham,
  • Bir şeyi edinmek, yapmak, bir şeyle uğraşma isteği
  • Düşkünlük, heves anlamına gelmektedir.

Merak insanlarda ve hayvanlarda gözlenen araştırma ve öğrenmeye yönelik bir davranış biçimidir. Ayrıca merak bu davranışa yol açan duygunun adıdır. Merak insanlık tarihinde bilim ve teknolojinin gelişmesine yol açan en önemli niteliktir. İnsan oğlu yıllar boyunca karşı konulmaz şekilde merak içinde, önce ayağının altındaki toprağı ve üzerinde yaşayan canlıları merak etmiş. Sonra başını göğe kaldırıp o sınırsız maviliğin içini, yıldızları,güneşi, ayı hatta dışını uzayı merak etmiştir ve hiç bir zaman yetinmemiş hala merak etmektedir.

Bugün ise biraz karmaşıklık, biraz sürdürülebilirlik çağında yaşıyoruz daha doğrusu yaşamaya çalışıyoruz. Hayatlarımız zaman içinde daha içinden çıkılmaz haller alıyor peki sizce sebebi nedir? Neden basitleşip, sadeleşeceğimize karmaşık hale gelmeye başladık?

17. ve 18 y.y.’da Leibniz ve Diderot gibi filozoflar bilgi fazlalığından, kitapların çokluğundan şikayet ederlerken, bugün her beş saniyede facebookta 205.00 ileti paylaşılıyor, 23.000 tweet atılıyor, 17.000 milyon e-posta sahibine ulaşıyor, 47 web sitesi hayata geçiyor ve son olarak 9 kişi hayata gözlerini kapıyor ve 21 kişi yeni hayatlarına merhaba diyor. Kısacası bilgiye ulaşmak bir o kadar kolay olmasına rağmen bilginin çokluğu ise karmaşıklığa yol açıyor.

Aslında hayatın karmaşıklığını anlamak yerine, bazı insanların bu karmaşıklığı nasıl yönettiklerine bakmak gerekiyor. Karmaşıklık, bağlama dayalı bir kavram olmasına rağmen kişinin bu karmaşıklığı yönetme eğilimine de bakmak lazım.

Temelde insan beyni entellektüel zeka IQ (Intelligent Quotinent) ve duygusal zeka EQ ( Emotional Quotinent) arasında seyahat ederek karşılaştığı problemleri çözmeyi, insan ilişkilerini yönetmeyi, karar vermeyi ve davranışları ile sosyal çevresini yönetmeyi seçiyor.

IQ bizi problem çözerken kullandığımız analitik yeteneklerimiz için soru sorma, detaylara hakim olma, gözlem yapma, odaklanma, öğrenme gibi faaliyetlerde başarılı kılarken, Sadece IQ kullanımın yaptığımız işlerde bizi başarıya taşımadığı ise bir gerçek. Yapılan araştırmalarda sadece IQ’nun yüksek olmasının kişinin başarısına etkisini sadece 4%-25% arasında görüyor. Peki başarı nereden geliyor?

Yaşadığımız sürece, bağlanmak, sevmek, özel hissetmek ve sevilmek ihtiyacı duyarız. Buna paralel sosyal çevremizle ilişkilerimizi de yönetiriz. Kendimizi tanımak, tepkilerimizi anlamak, nelere kızdığımızı, neleri beğendiğimizi ve buna bağlı olarak tepkilerimizi yönetmek en temel Duygusal Zeka adımlarıdır ve tarih boyunca böyle olmuştur. Apollon’a adanmış olan Delf mabedinde yazılı olan ve büyük bilge Pythagoras’un “Kendini Bil” sözünü hepimiz biliriz.

Kendimizi bilmek ve yönetmek, çevremizi tanımak ve çevremizi yönetmek adımları gerçekleştiği durumda Duygusal zekamızı devreye tam anlamı ile sokmuş oluyoruz. Peki sizce başarımıza etkisi nedir? Sıkı durun, 75% – 96% arasında hayatımızdaki başarılara etkisi var. Nedeni çok basit, etkileşimde olduğumuz insanları, sosyal çevremizi, yeni dost kazanma becerilerimizi Duygusal Zekamız yönetiyor.

IQ bizi baskı ve stres altına almaya çalışırken, EQ ilişkilerimizi ve hayatımızı etkin yönetmek açısından ilişki ve iletişim becerilerimizi devreye sokuyor. Özellik ile liderlik konusunda IQ ve EQ’nun dengeli kullanımı kişiyi hem teknik uzmanlık konusunda hem de sosyal becerilerinde ön plana çıkarıyor.

Hadi buna birde merak düzeyimizi ekleyelim ve kısaca adına CQ (Curiosity Quotinent) diyelim. Bu tanım kişinin merak düzeyindeki iştahını tanımlıyor aslında.CQ bizi öğrenmek ve yeni deneyimlere açıklık manasında daha cesur ve iştahlı yaparken daha yaratıcı, sinerji, yeni deneyimlere açık, farklılıklara değer veren hale getiriyor. Rutinlerde uzaklaşarak çok sayıda orijinal hatta marjinal fikirler üretmeye zorluyor.

Stres, alışmadığımız ve neticesini bilmediğimiz durumlar ile karşılaştığımızda bedenimizin verdiği tepki neticesinde çıkan duygu durumlarıdır aslında. Eğer beden ve zihin böyle bir duruma alışık değil ve yeteri kadar yaratıcı çözüm üretemiyorsa neredeyse tükenmişliğe kadar giden bir yolculuğa çıkmış oluyoruz. Ancak CQ, EQ ve IQ’nun kullanılmaya başladığı durumda kişi yaratıcı çözümler üreterek hızlıca karşılaştığı durumdan üçüncü bir yol ile sıyrılmaya çalışıyor. Bu ayrıntılı, sofistike ve incelikli düşünme biçimi hem karmaşıklığı getiriyor hemde kişinin entellektüel manada gelişimine olanak sağlıyor. Kısaca merak ediyoruz, deniyoruz başarısız olsak da öğreniyoruz, deneyimliyoruz ve bir sonraki sefere hazırlanıyoruz.

IQ düzeyinin sonradan geliştirilmesi zor olsada, kişi duygusal ve merak zekasını geliştirerek hayatını daha başarılı kılabilir. Albert Einstein dünyanın en yüksek IQ’suna sahip insanı değildi hatta bazı kaynaklar 160-190 aralığında olduğunu söylemekte. Peki hiç Christopher Langan ismini duydunuz mu? Ölçülebilmiş IQ’su 190-210 arasında ve iki üniversiteden terk hatta hala eserleri akademik komiteler tarafından kabul edilmiyor.. Çok zeki olmak bizi çok başarılı yapmıyor. Zeki insan kendi aklını, akıllı insan diğerlerinin aklını da kullanır.

Peki Albert Einstein ile farkı?

“Hiçbir özel yeteneğim yok, sadece tutkulu bir meraklıyım” Albert Einstein….

IMG_0812

 

 

Alper GÜNEY FranklinCovey Türkiye Liderlik Uzmanlık Alanı Lideri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Anti Spam: *