Koronavirüs krizinde ikinci ayı geride bırakırken içinde bulunduğumuz stres ve belirsizlik ortamında zihinsel olarak kendimize iyi bakmak hiç olmadığı kadar önemli.  Yaşadığımız dönem ne kadar belirsiz, içinde bulunduğumuz bireysel durum ne kadar zorlayıcı olursa olsun, Viktor Frankl’ın da dediği gibi “insan özgürlüklerinin sonuncusu başımıza gelenleri nasıl karşıladığımızdır”. Bu dediğim Polyannacılık olarak düşünülmesin, aksine çok realist bir şeyden, bu zor günlerde tıpkı bedensel sağlığımız için el yıkama, sosyal mesafe uygulama, bağışıklık sistemimizi güçlü tutmaya çalışmak gibi kendi zihnimize, iç dünyamıza da iyi bakma önlemlerini almaktan bahsediyorum.

Kendimize iyi bakma yolundaki ilk adım öncelikle yaşadığımız durumu doğru idrak etmek ve adını doğru koymakla başlıyor.  Bu sayede içinde bulunduğumuz düşünce ve duygu halini de daha iyi değerlendirebiliriz.

Şu anda ciddi bir kompleks krizin ortasındayız. Ve sadece sağlığımız için değil aynı zamanda bildiğimiz, tanıdığımız düzen için endişeliyiz.  İş yapma şeklimiz değişti ya da yoğunlaştı.  Bazı sektörler ise ciddi ekonomik risk altında.  Sosyal sistemlerimiz büyük yara aldı.  Eğitim sistemi durma noktasına geldi, çocuklar evde.  Pek çok ebeveynin anne baba görevleri üzerine bir de öğretmenlik görevi ekledi.  Bildiğimiz, alıştığımız ve ihtiyacımız olan aile ve arkadaş ortamları gibi önemli duygusal ve sosyal desteklere artık sadece dijital ortamlardan, yarım yamalak erişebiliyoruz.  Sağlık krizi ne zaman biteceği bilinmeyen ciddi bir sistem krizine dönmüş durumda. 

Bütün bu belirsizlik ortamında kendimizi çok çaresiz hissediyor olabiliriz. Ve bu normal. Şunu kendinize hatırlatmanızı rica ediyorum sevgili okur, bütün insanlık olarak yeni bir şey deneyimliyoruz.  Hiçbirimiz daha önce bu problemle karşılaşmadı.  Hepimiz ne yapacağımızı, nasıl adapte olacağımızı adım adım yolda öğreniyoruz.

→Kendimize bu problemi ilk defa gördüğümüzü ve dünyadaki tüm insanlarla aynı ortak korku ve şaşkınlığı yaşadığımızı hatırlatmak, korktuğumuz ve kaygılandığımızda kendimize anlayış ve özşefkat göstermek şu anda en çok ihtiyacımız olan şey. Gün içinde çok çeşitli duygu ve düşüncelerin içinden geçmemiz normal.  Yaşadığınız duygu ve düşünceleri bastırmadan, olduğu gibi ifade etmek, kendinize tıpkı iyi bir dosta ya da küçük bir çocuğa yapacağınız gibi anlayış ve şefkatle yaklaşmak size kendinizi iyi hissettirecek.

Bir başka yapabileceğimiz şey eriştiğimiz bilgi, ya da maruz kaldığımız uyaranlar konusunda hassas davranmak.

Şu anda hepimiz tetikte ve aşırı uyarılmış bir haldeyiz.  Tıpkı bir ormanda yırtıcı bir hayvan tehdidi altındaki bir sürü gibi kulaklarımız dikilmiş, tehlikenin boyutunu algılamaya, yırtıcı hayvanın bize saldırması durumunda nasıl kaçarız, planlamaya çalışıyoruz. Bu zaten sinir sistemimiz için başlı başına oldukça ciddi bir uyarılmışlık hali iken, tehlikenin ne zaman geçeceğinin belirsizliği de allostatik yük dediğimiz bedensel stres yükünü arttırıyor. Ormandaki yırtıcı hayvan örneğinde yaşadığımız stres bir anlıkken, biz öngörülemeyen bir süre daha bu stres altında yaşamaya devam edeceğiz.

Bu durumda yapılacak en sağduyulu hareketlerden biri de bize daha fazla stres yaratacak şeyleri hayatımızdan çıkarmak, ya da mümkün olduğunca azaltmak olacaktır.  İşe sosyal medya, whatsapp grupları, medya gibi kanalları biraz kısarak başlayabiliriz.  Sadece günün belirli saatlerinde haberlerle meşgul olmak, sürekli olumsuz konuştuğunu veya davrandığını gördüğümüz insanlarla iletişimi sınırlandırmak iyi bir adım olur. Bunun yanı sıra medyadaki bütün verimlilik mesajlarına rağmen şu anda yeni bir şey üretmek, büyük projelere girmek için aslında hiç uygun zaman değil.

Şu anda ihtiyacımız  yeni ve büyük işlerin ek stresi altında ezilmek değil, mevcut stresi göğüsleyebilmek ve en az hasarla atlatabilmek için koruma moduna girmek olmalı.  Şu anda nasılım, kendimi korumak için neye ihtiyacım var, nasıl davranırsam üzerimdeki stresi arttırmam…  Bu zamanın soruları bunlar.

 

 

Kıvılcım Kıran Gen

FranklinCovey Türkiye Danışmanı ve Mindfulness Eğitmeni