Kırılan Güven Yeniden İnşa Edilebilir Mi?

15/01/2026

10 Mart 2019’da Ethiopian Airlines’a ait bir Boeing 737 Max uçağı, kalkıştan yalnızca birkaç dakika sonra düştü ve 157 kişi hayatını kaybetti. İlk bakışta bu trajik olay teknik bir uçak kazası gibi ele alındı. Ancak zamanla ortaya çıkan bilgiler, yaşananların çok daha derin olduğunu gösterdi. Kazaya neden olan otomatik bir sistem, pilotların varlığından dahi haberdar olmadığı bir mekanizmaydı. Daha da önemlisi, bu sistemle ilgili kritik bilgilerin paydaşlarla şeffaf biçimde paylaşılmadığı anlaşıldı.

Tam da bu noktada mesele bir mühendislik probleminden çıkıp bir güven krizine dönüştü. Havayolları uçakları yere indirdi, regülatörler sertleşti, pilotlar itiraz etti. Yolcuların zihninde ise tek bir soru kaldı:

“Eğer Boeing’e bile güvenemiyorsak, kime güveneceğiz?”

Krizden sonra Boeing için kaçınılmaz bir yüzleşme süreci başladı. Şirket, kazalarda hayatını kaybedenler için kamuoyu önünde özür diledi. Bu özür, yalnızca bir iletişim hamlesi değil; yıllar sonra ilk kez, hatanın varlığının açıkça kabul edilmesiydi. Ardından kazaya neden olan Manevra Karakteristikleri Takviye Sistemi (MCAS) yazılımı tamamen güncellendi, pilot eğitimleri yeniden tasarlandı ve güvenlik süreçleri baştan ele alındı. Uçaklar yaklaşık iki yıl boyunca yerde kaldı — ta ki tüm riskler ortadan kaldırılana kadar.

Bugün 737 Max yeniden uçuyor. Teknik olarak sorunlar giderildi. Boeing hâlâ güçlü bir marka, hâlâ dünyanın en büyük havacılık şirketlerinden biri. Yaşanan bu kriz, şirketin kültürünü kökten değiştirdi ve liderlik dünyasına çok net bir mesaj verdi:

“Güven kaybedildiğinde onu geri getirmenin yolu; tam şeffaflık, tam sorumluluk ve tekrar tekrar tutarlılık göstermektir.”

Evet; teknik sorunlar düzeltilebilir ama güvenin yeniden inşa edilmesi zaman ister. Güvenin onarımı teknik bir süreç değil, ilişkideki her iki tarafın verdiği ortak bir iyileşme kararıdır.

Yıllardır liderlik, iletişim, güven ve kazanan takımlar üzerine eğitimler veriyorum. Kurumlarda, ekiplerle ve birebir ilişkilerde şunu defalarca gözlemledim: Güven, çoğu zaman varlığıyla değil, kaybolduğu anda kendini hissettiriyor; çünkü zedelendiğinde ilişkiyi ayakta tutan yapı sessizce dağılmaya başlıyor.

Bu yüzden son yıllarda, çok güçlü görünen yapıların, ilişkilerin ve liderlik pozisyonlarının bir anda nasıl sarsılabildiğine hep birlikte tanıklık ediyoruz. Güvenin zedelenmesinin sonuçları farklı alanlarda farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Şirketlerde beklenmedik istifalarla, ani karar değişiklikleriyle; bireysel ilişkilerde ise yarım kalan konuşmalarla, söylenmeyenlerle, ertelelenen yüzleşmelerle ve içte büyüyen “bunu neden benden sakladın?” sorusuyla… Bazen bir sözün tutulmamasıyla, bazen küçük bir ihmalin tekrar etmesiyle, bazen de dinlenmediğini hissetmekle. Sosyal medyada bir gecede inşa edilip yine bir gecede yıkılan itibarlar, kurumların, bireylerin sadece kendi çıkarlarını gözetmek için art arda yaptığı açıklamalar, liderlerin savunma ile şeffaflık arasında gidip gelen söylemleri… Bütün bu dağınık görüntünün altında tek bir ortak bir zemin var: Güvenin sessizce, fark edilmeden aşınması.

Dolayısıyla bugün yaşadığımız pek çok kriz, teknik ya da iletişimsel gibi görünse de özünde aynı soruya bağlanıyor:

“Ben bu ilişkiye, bu yapıya, bu insana hâlâ güvenebilir miyim?”

Belki de güvenin yeniden inşasıyla ilgili en zor kısım, “nasıl onarırız?”dan önce şu sorularla yüzleşmektir;

FranklinCovey yaklaşımında da güvenin onarılması bazı noktaları fark etmekle başlar;

Bu ilişkide güven neden yıkıldı? Gerçekten ne oldu; söylenmeyen neydi, hangi davranış güveni zedeledi?

Ardından daha cesur bir soru gelir:

Bu ilişkiyi onarmaya değer mi? Çünkü her bağ, sırf geçmişi var diye geleceği hak etmez.

Ve belki de en kritik soru şudur:

Taraflar bu güveni yeniden inşa etmek için gereken sorumluluğu almaya gerçekten hazır ve daha da önemlisi istekli mi?

Güven; tek bir özürle değil, niyetin, yetkinliğin ve tutarlılığın zaman içinde tekrar tekrar gösterilmesiyle geri gelir. Bu ister bir liderle ekip arasındaki bağ olsun, ister iki insan arasındaki ilişki…

Güven, ancak her iki taraf da aynı iyileşme kararında buluştuğunda tekrar inşa edilmeye başlar ve ilişkinin o güçlü omurgası olmaya devam eder.