Akışta Olmanın Felsefesi

13/06/2024

Dünyaca ünlü tenisçi Roger Federer’i tenis oynarken izlediniz mi? Ya da ünlü futbol yıldızı Christiano Ronaldo’yu futbol oynarken izlediniz mi? Ya da Al Pacino’yu Baba filminde izlediniz mi? Hepsini izlerken yaptıkları işi nasıl da kendilerinden emin, sakince ve sanki hiç efor sarf etmeden mükemmel bir şekilde icra ettiklerini görmüşsünüzdür. İşlerinde çok başarılı olan, yıldızlaşan insanların hepsinde gördüğümüz ortak bir felsefe var: Akışta olmak…

Peki nedir bu akışta olmak? Hadi hep beraber akışta olduğumuz bir yolculuğa çıkalım: İşini yaparken ya da günlük yaşamda akışta olan biri her konuya ve olaya akıllıca yaklaşır, ne zaman aksiyon alması gerektiğini ne zaman da durması gerektiğini çok iyi bilir. Hareketlilik ve durağanlık, aksiyon ve bekleme arasında çok başarılı bir denge yakalar her zaman. Bu tam olarak bir ’ne çok sıcak ne de çok soğuk’ meselesidir. Çünkü akışta olmak bize hep şunu hatırlatır: Az, çoktur.

Hayatımız boyunca sürekli hırslı olmak, sorumluluk almak ve başarmak için durmadan çok çalışmak felsefesinden besleniyoruz. Sürekli, durmadan kısa da olsa durup dinlenmeden çalışmanın sonucunda ise; depresyon, uykusuzluk, anksiyete gibi rahatsızlıklarla mücadele ediyoruz. Tabi ki çalışmak, idealist olmak, sorumluluk almak yerine ve zamanına göre önemli ve değerli. Ama tüm bu aksiyonlarımızın sonucu kendimizi tüketmek olursa?

Hadi beraber doğaya bakalım: hiçbir şey yapmamak bizim sandığımızdan daha farklı bir anlama sahip doğada. Doğada sonuç durmadan harcadığımız enerjinin karşılığı değil. Sonuç, bir dizi aksiyonun sonucu. Tabii belli bir denge ve düzen içinde yürüttüğümüz aksiyonun😊

Yaşam çoğu zaman içinde yüzmeye çalıştığımız bir nehir gibi. O nehirin akıntısına karşı yüzebilirisin, nehire doğru sarkmış bir dala tutunabilirsin ya da nehirle birlikte akmayı deneyebilirsin. Çoğu zaman akıntıya karşı yüzmeye çalışırız, değiştiremeyeceğimiz şeyleri değiştirmeye çalışırız ve bunu fark etmeyiz bile. Çünkü beynimiz ve egomuz içinde bulunduğumuz her durumu yönetebileceğimize inanmış bir kere. Ama durum sandığımız gibi değil. Hadi yüzleşelim: kendi bedenimizi bile kontrol edemeyiz. Kan akışımızı, sindirimimizi, yaralarımızın iyileşmesini… Çevremizdeki insanları ve bize karşı davranışlarını da kontrol edemeyiz. Geleceği kontrol edemeyiz. Bizim dışımızda olan her şey bir yöne doğru akıp gider. Bu da çoğu zaman doğal bir süreç.

Su hem akışkan ve yumuşak hem de zaman içerisinde bir kayayı delecek, kendine bir yol açacak kadar sert ve güçlü. Sonuçlara ve geleceğe odaklanmak yerine, tüm benliğimizle sürecin içinde akmanın farkına vararak, suyun yumuşaklığında ve aynı zamanda sertliğinde olduğumuz zaman akışın tam ortasında oluruz. Her ne iş yapıyorsak ya da o an neyle uğraşıyorsak kendimizi tümüyle o anın içinde var edersek başarı da zaten kendiliğinden gelecektir. Geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin endişelerine takılıp kalmak yerine şimdi nin içinde akmak, yani stoacıların amor fati dediği, gelecek hakkında düşünmek yerine elimdekilerle en iyi şekilde ve şevkle ‘ne yapabilirim’e odaklanmak.

Çalışırken, dans ederken, resim yaparken ya da yemek hazırlarken ne yaparsanız yapın akışta olduğunuzda geçmişi ya da geleceği asla düşünmezsiniz. Yaşadığınız şey sadece bu “an”dır ve siz de akıştasınızdır. Bunun diğer adı da işine sanat katmak…Martin Luther King’in dediği gibi: “Ne iş yaparsanız yapın o işin sanatçısı olun. Sokak süpürgecisi bile olsanız, sokak süpürgecilerinin Picasso’su olun…”

“An”ı yaşamak demek, anın içini doldurarak bir saniyeyi sanki bir yaşam süresiymişçesine hakkını vererek, doldurarak yaşamak demek…